BLOG


Otizm nedir ?

Otizm spektrum bozukluğu nörogelişimsel ve hayat boyu süren bir bozukluk olarak tanımlanır. Otizmin beynin kimyasını ve yapısını etkileyen nörolojik bir bozukluktan kaynaklanmakta ve doğumdan itibaren ilk 3 sene içerisinde ortaya çıkmasıyla ilgilidir. Otizm üç ayırt edici davranış örüntüsüyle karakterize edilir. Birincisi; sosyal iletişim alanındaki zorluklar, ikincisi; sözel ve sözel olmayan iletişimdeki sorunlar, üçüncüsü ise tekrarlayıcı davranışlar veya kısıtlı ve obsesif ilgi alanlarıdır.

Otizm benzer özellikleri nedir?

  • Her çocuğun yaptığı gibi diğer kişilerle bağlantı kuramama
  • İleri düzeyde çocuğun kendine dönük yalnız hali
  • Kucağa alınmaya karşı belirgin bir direnç
  • Mutizm (konuşamama) ve tekrarlayıcı konuşma gibi dil sorunları
  • Bazı vakalarda mükemmel bir hafıza
  • Belirli yiyecek tercihleri
  • Yüksek sese karşı ileri düzeyde korku tepkileri
  • Tekrarlayıcılığı ve aynılığı sürdürmeye karsı obsesif bir istek
  • Kendi etrafında dönmek ya da olduğu yerde sürekli sallanmak gibi tuhaf ve tekrarlayıcı fiziksel hareketler

Epidemiyoloji

Otizm erkek çocuklarda kız çocuklardan daha fazla görülmektedir. Otizmli bireylerde konuşma ya hiç gelişmez ya da konuşma gelişse bile dil unsurları tipik konuşma gelişimine sahip bireylere göre niteliksel farklılıklar gösterir. Dilin semantik ve pragmatik alanlarında sorun yaşarlar. Pragmatik dil sorunu örneklerinden bir kaçı soru sormak, konuşurken sıra almak, konuştuğu kisiyle göz kontağı kurmak gibi. Kelime haznesi kısıtlıdır, sözlü iletişime destek verecek işaret etme ve mimikleri kullanma gibi destekleyici iletişim kullanılmamaktadır.

Kısıtlanmış Motor Aktivite ve İlgiler

Tekrarlayıcı motor hareketleri gözlemlenir. Tekrarlayıcı motor hareketlere örnek vermek gerekirse el çırpma, ileri geri ya da sağa sola sallanma, kendi etrafında dönme, objeleri belli düzen ve biçimde dizme. Acıya ve ağrıya tepkileri farklı olabilir.

Etiyoloji

Otizmin nedenleri üç ana başlık altında değerlendirebilir

Genetik Risk Faktörleri

Otizmin diğer aile bireylerinden taşınarak geldiği genetik farklılıklarda veya mutasyonlarla açıklanmaktadır. Genetik kodlamadaki anormalikler beyin gelişimindeki anormal işleyişlere sebebiyet verebilir. Otizmde bilişsel gelişim çok tartışmalı bir konudur. Zeka testleri yapılmış ve bir çoğunun zihinsel geriliğe sahip olduğu ileri sunulmuştur.

Eşlik Eden Bozukluklar

Otizm tanısı almış bireylerin yaklaşık %17’sinde obsesif kompulsif bozukluk, %25 ile %70 aralığında zihinsel yetersizlik, %30-%50 aralığında dikkat eksikliği ve hiperaktivite, %28’inde çocukluk şizofrenisi ve % 20’sinde epilepsi görülmektedir. %79 gibi yüksek bir oranda gastrointestinal problemlere rastlanır.

Tedavi Yöntemleri

Tamamen ortadan kaldıran veya azaltan bir tedavi yöntemi bulunamamıştır. Otizm ile ilişkili görülen aşırı hassasiyeti gidermek için Abilify ve Risperdal ilaçları onaylanmıştır. Balovaptan adlı başka bir ilacın temel sosyal iletişim ve etkilişim becerilerinde gelişme sağladığı belirlenmistir. 12.aydan itibaren tespit edilebilmektedir.

Uygulamalı Davranış Analizi

Uygulamalı Davranış Analizi’ni davranış bilimidir. UDA temelli öğretim yöntemlerinin otizmli çocukların dil, akademik, sosyal ve oyun becerilerinin gelişiminde çok önemli ilerlemeler getirdiği görülmüştür. Davranış değiştirme yöntemiyle eğitim alan çocukların sadece otizm belirtilerinde degil IQ seviyelerinde de artış olmuştur.

Ayrık Denemelerle Öğretim

Ayrık denemelerle öğretim otizmli çocukların öğrenmesine en iyi düzeyde katkı sağlayan davranışsal analiz kaynaklı bir yöntemdir.

Doğal Çevre Öğretimi

Doğal çevre öğretimi de davranışsal bir öğretim biçimidir fakat onu ayrık denemelerle öğretimden ayrıştıran en önemli unsur, çocuğun ilgileri doğrultusunda hareket etmesidir.

Doğal çevre öğretimlerinden esas tepki eğitimi UDA temelli doğal öğretim yöntemlerindendir. Öğretim, çocuğun doğal çevresinde yürütülür, çocuk merkezlidir ve çocuğun ilgileri motivasyonları ve sevdiği oyunlar doğrultusunda yapılandırılır.

Uygulamalı Sözel Davranış Eğitimi

Uygulamalı davranış analizinin bir koludur. Skinner dilin işlevsel ünitelere ayrılarak analiz edilebileceğini belirtir ve her bir sözel ünitenin farklı bir işleve hizmet edeceğini söyler. Bu sözel üniteler sırasıyla, istekte bulunma, adlandırma, eko ve karşılıklı konuşma becerileridir.

Doğal Gelişimsel Davranışsal Yaklasımlar

Erken başlayan Denver yaklaşımı erken müdahale yaklaşımlarından biridir ve 12 aydan 4 yaşına kadar uygulanabilir. Bütün gelişimsel alanları içeren bir program kullanır. Dört seviyeden oluşan bir müfredata sahip kontrol listesi uygulanır. Öğrenme listesi bu kontrol listesinin test edilmesinden çıkan sonuçlarla oluşturulur. Denver yaklaşımının başlıca temel öğeleri sırasıyla disiplinler arası profesyonellerden oluşan bir grup, bütün beceri alanlarını içine alan gelişimsel programa ait bir kontrol listesi uygular.Kişiler arası etkileşime odaklanır.Sözel ve sözel olmayan iletişim önemini korur. Ebeveynlerle işbirliği önemlidir. Geleneksel davranışşal yaklaşımlara oranla çocuk ve ebeveyn arasındaki bağı kuvvetlendirir.

 

 

DİKKAT EKSİKLİĞİ /AŞIRI HAREKETLİLİK BOZUKLUĞU

DSM-5 kriterleri incelendiğinde tanı ölçütlerinin, dikkatsizlik ve aşırı hareketlilik ve dürtüsellik şeklinde kümelendiği görülmektedir. Okul, iş ya da etkinlik sırasında dikkatsizce yapılan hatalara, dikkati devam ettirme ve odaklanmadaki güçlüklere, iş ve görevleri devam ettirme ve tamamlamadaki zorluklara, hayatı organize etmeyle ilgili güçlüklere vurgu vardır. Kişi yapmak istese dahi bahsi geçen durumlarda performans göstermek ile ilgili belirgin zorluk yaşar. Aşırı hareketlilik ve dürtüselik kümesinde ise aşırı hareketlilik olarak kişide gözlenen aşırı motor aktiviteye vurgu vardır. Her an hareket halinde olma, kımıldanma, yerinde duramama, aşırı konuşma, beklemeyle ilgili güçlük yaşama, sessiz kalamama ve konuşkanlık gibi davranıslar görülmekte ve bu davranışlar kişini yakın çevresini tüketecek yıpratacak boyuttadır. Sosyal ortamlarda aşırı müdahaleci olma (diğer kişilerin sözünü kesme) ya da uzun dönem sonuçlarını düşünmeden önemli kararlar verme olabilir.

DEAHB’nin etiyolojisinde genetik faktörlerin etkili olabileceği günümüzde genel bir kabul görmekte ve genetik faktörlerin yanı sıra %10-40 arası bir oranla çevresel faktörlerin rolü olabileceği belirtilmiştir. İkiz araştırmaları % 70 oranında genetik bir rahatsızlık olduğunu göstermiştir.

Banerjee ve arkadaşları (2007), genetik ve biyolojik faktörlerin yanı sıra hangi çevresel faktörlerin DEAHB için risk faktörü olabileceğini inceledikleri çalışmada beslenme ve televizyon izlemenin risk faktörü olduğunu gösteren herhangi bir çalışmaya rastlamamış fakat anneliğin gebeliği esnasında kurşun, manganez, sigara, alkol, poliklorobifenil gibi toksik maddelere maruz kalmasının DEAHB geliştirme riskini arttırdığı sonucuna ulaşmışlardır.

DEAHB çocuk ve ergenlerde en yaygın görülen nörogelişimsel bozukluktur. Erkeklerde daha sık görülür ve erkeklerde kadınlara kıyasla 2 ile 4 kat arasında değişen oranlarda daha fazla görülmektedir. Klinik örneklerde erkeklerde aşırı hareketlilik ve dürtüsellik kadınlara oranla daha fazla görülmektedir.Erkeklerde aşırı hareketlilik ve impulsivite semptomlar daha ön planda iken, kadınlarda dikkatsizlik ile ilgili sıkıntıların ön planda olma eğilimi olduğu görülmüştür.

Bu tanıyı almış çocuklarda en yaygın %54 oranında eşlik eden bozukluk karşı gelme bozukluğudur. Ayrıca kaygı, depresyon, öğrenme güçlükleri gibi psikolojik sıkıntılar sıklıkla DEAHB tanısı ile birlikte görülmüştür. Kişi hayal kırıklığı, utanç, özgüven ve yetersizlik duyguları yaşamaktadır. Düşük akademik performans, akranlar tarafından reddedilme, sosyal kabul görmeme, maddi kayıplar, trafik kazası geçirme riski artmaktadır.

DEAHB’nin değerlendirilmesi için çocuktan, aileden, öğretmenlerden, yakın çevreden ve nöropsikolojik testlerden bilgi alarak kapsamlı ve çok yönlü değerlendirmesi ve tanı konulması için temel esas çok aşamalı klinik değerlendirme yapılmalıdır.

Klinik görüşmenin yanı sıra ölçüm araçları ve zeka ölçeklerinin son sürümü Weschler Çocuklar için zeka ölçeği ve Conners’ın derecelendirme ölçekleri ile performans testleri, anne baba öğretmen klinisyen değerlendirme ölçekleri ve yapılandırılmış görüşmelerden destek alınmalıdır.

Aşamalı tanısal yaklaşım sırasıyla (1) birden fazla kaynaktan ev, okul gibi veri toplayın (2) davranışsal problemlerin başka bir açıklaması olup olmadığını inceleyin. (3) Dikkatle bekleme süreci izleyin ve takip edin. (4) yardım egzersizleri ve işlevsellik bozmaya devam ediyorsa tedavi prosedürleri uygulanır.

DEAHB Tedavi

Tedavisi programına başlamadan önce DEAHB alt tiplerini ve komorbid durumların olup olmadığı da göz önünde bulundurulmadır. Örneğin birleşik tip ile kıyaslandığında dikkatsizlik örüntüsünün ön planda olduğu alt tipte daha yavaş bilişsel işleme, daha az ilgili ve meraklı olma, öğrenmeden daha az zevk alma ve başarıyı daha çok dış kriterler üzerinden belirleme gibi farklılıklar olduğu belirlenmiştir.

Psikoeğitim, ilaç tedavisi, psikoterapi, öz denetim becerilerini geliştirme kapsamlı yapılması gereken tedavi içinde yer alır. Kişi, DEAHB tanısı aldıktan sonra ilaç tedavisine başlaması genel kabul görüş tedavidir ama tek çözüm yolu değildir psikososyal müdahaleler, davranış terapilerine, bilişsel eğitim tedavilerine de devam edilmelidir.

Aile, Okul , Sosyal Temelli Eğitim

Aile temelli ve okul temelli müdahaleler alınmalı ve paralel olarak yürütülmelidir. Öğretmenin tedavi sürecine dahil edilmesi, test ve sınavlarda ekstra süre verilmesi, daha az ödev, okuldan çocukla ilgili daha sık ve özgün rapor talep edilmelidir. Okul ve aile arasında işbirliğinin sağlanması çatışmaları ortadan kaldıracak, pozitif pekiştireç verilmesi motivasyonu artıracaktır. İlaveten akranlarıyla ilişkilerinde sosyal sorunlar yaşayan çocuklara olumlu sosyal beceri eğitimi verilmesi önerilir. Konuşma sırasında bekleme, konuşmayı başlatma ve sürdürme, duygularını düzenleyebilme gibi becerilerinin öğretilmesi hedeflenir.


3.1 Zeka

Zeka, kişilik ve diğer psikolojik özelliklerin kazanımında genetik ve çevrenin birbirini etkileyebilme kapasitesini göz önünde bulunduran epigenetik bakış açısı ön plana çıkmıştır. Terman, zekanın soyut düşünebilme boyutu üzerinde yoğunlaşırken, Thorndike öğrenebilme yeteneğini vurgulamıştır. Günümüzde ise zeka daha çok çevreye uyum sağlayabilme yeteneği olarak tanımlanmaktadır.

3.1.1 Psikometrik Kuramlar

Psikometrik kuramlar, zekayı ölçülebilen zihinsel yeteneklerin bir karışımı olarak değerlendirir. Psikometrik zeka, biyolojik başlangıçlardan etkinlendiği gibi eğitim, sosyo ekonomik durum, aile ortamı ve kültürel faktörlerden de etkilenir. Altı yaş civarı zeka yerleşme özelliği gösterir ve akademik başarı ile orta düzeyde etkilidir.

3.1.2 Bilişsel Gelişim Kuramları

Zekanın bir yetenek olarak tanımlandığı psikometrik bakış açısının yanında, bilişsel gelişim kuramları temelde zekayı çevreye uyum süreci olarak değerlendirir. İsviçreli psikolog Piaget, bebek ve çocukların yetişkinlerden farklı bir bilişsel kapasiteye sahip olduklarını ve yetişkin bilişsel kapasitesine ulaşıncaya kadar dört bilişsel dönemden geçmeleri gerektiğini düşünmüştür.

Duyumotor dönem (0-2 yaş) Bebekler duyuları ve motor davranışları arasındaki ilişkiyi kesfeder. Nesne korunumu kazanılır.

İşlem öncesi dönem (2-7 yaş) Çocuklar dil gibi sembolleri kullanma kapasitesi geliştirir. Yap inan oyunu yaygındır. Benmerkezci düşünce yaygındır

Somut işlem dönemi (7-11 yaş) Mantıklı düşünme gelişir. Kütle, ağırlık, sayı, uzunluk, alan, hacim gibi kavramların korunumu ve sınıflandırma becerisi kazanılır.

Soyut işlem dönemi (11 yaş ve üzeri) Soyut düşünme yeteneği gelişir. Bilimsel düşünme, olasılıklı düşünme ve hipotez geliştirme becerileri kazanılır.

Bilissel gelişim kuramlarının diğer bir temsilcisi Vygotsky, insana özgü üstün bilişsel işlevlerin, sosyal etkileşim temelinde geliştiğini savunur. Zihinsel gelişimi açıklamak için ortaya çıkan diğer bir kuram; bilgi işleme kuramıdır. Bu kuram, insan zihninin işleyişini bilgisayar modellemesine benzeterek, çevreden alınan tüm uyaranlara girdi (input) , bu girdinin işlemlenmesi sonucunda ortaya çıkan tepkiler çıktı (output) şeklinde değerlendirilir.

3.1.3 Güncel Kuramlar

Zekanın geniş kapsamı, son zamanlarda yeni kuramların gelişmesine yol açmıstır. Sternberg’in üçlü zeka kuramına göre, zeka üç alanın dengeli bir şekilde işlemesini gerektirir. Bu üc alan, zeka, yaratıcı zeka ve pratik zekadır.

Gardner’in çoklu zeka kuramında zekanın tek bir yapı değil, çoklu bir yapı olduğunu ortaya koymuştur. Çoklu zeka kuramına göre, dokuz yapısı tanımlanmıştır. Bu zeka yapıları sırasıyla sözel, mantıksal-matematiksel zeka, görsel-alansal zeka, müzik zekası, vücut hareket zekası, kişiler arası zeka, içsel zeka, doğal zeka ve varoluşsal zeka’dır. Zihinsel yetersizlik tanısı alan, IQ puanları toplamda düşük olan çocuklar da belirli özgün alanlarda, diğerlerinden daha iyi olabilirler. Bu yüzden tek bir zeka puanı belirtmek yerine çoklu zeka yapılarına dayalı değerlendirme oluşturulmalıdır.

3.2 Zihinsel Yetersizlik

3.2.1 Tanım

İletişim, öz bakım, sosyal beceriler gibi başlıca uyum sağlama işlevlerinde yıkıma yol açar. Bu çocukların konuşma, bilişsel yetenek, motor gelişim gibi alanlarda yaşıtlarına göre gecikmeler olmaktadır ve okul öncesi eğitime başladıklarında ayırt edilmeye başlarlar.

3.2.2 Hastalığın Nedenleri

Zihinsel yetersizlik tanısı almış vakaların %30 kadarını down sendromu, frajil X sendromu ve fetal alkol sendromu oluşturmaktadır. Tay Sachs ve fenilketonuri gibi otozomal çekinik tipte genetik bozukluklar zihinsel yetersizlik getirmektedir. Mayoz bölünme sırasında, yumurta ve sperm hücreleri kromozomlarında kırılma ya da bölünme yanlışlıkları gözlenebilir. Bu durum kromozom bozukluklarına yol açar. En sık görüleni Down Sendromu’dur. Prader Willi sendromu, Angelman sendromu ve Williams sendromu diğer türleridir. Cinsiyet kromozom bozukluklarına dayalı zihinsel yetersizlik getiren bozuklar ise Klinefelter sendromu(XXY) ve Turner Sendromu (X0) dir. Gebelik ve erken yıllarda yetersizlikler, beslenme, virutik ve bakteriyel enfeksiyonlarda tetikler. Gebelikte uygunsuz ilaç kullanımı, kurşun ya da diğer ağır materyallere maruz kalma diğer bir tetikleyici etkendir.

3.2.3 Tanı

DSM-4 sistemi; zihinsel yetersizliğin ağırlığını Wechsler ve Standford Binet gibi standardize edilmiş zeka testlerine dayalı kesme noktaları ile belirlemiştir. 50-55 ve 70 arası zeka puanı hafif, 35-40 ve 50-55 arası zeka puanı orta, 20-25 ve 35-40 arası zeka puanı ağır ve 20-25 puanı ileri derecede ağır olarak düzenlenmiştir.

3.2.4 Epidemiyoloji

Zihinsel yetersizliğin toplumdaki yaygınlığı %1’dir. Ağır yetersizlik binde 6 oranındadır. Erkekler kızlara göre daha fazla hafif ve ağır zihinsel yetersizlik tanısı alır.

3.2.5 Prognoz

Bozukluğu gösteren bireylerin %85’i hafif düzeyde zihinsel geriliğe sahiptir ve eğitilebilir kategorisinde yer almaktadır. Orta düzeyde zihinsel yetersizlik gösterenlerin oranı % 10’dur. En ağır tip %1-2 oranındadır.

3.2.6 Eşlik Eden Bozukluluklar

Dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, duygu durum bozuklukları, otizm spektrum bozuklukları zihinsel yetersizliğe eşlik edebilir. Ağır görünümde saldırganlık ve yıkıcı davranışlar gözlenebilir.

3.2.7 Tedavi

Zihinsel yetersizlik icin ortak bir terapi ya da ilaç tedavi süreci bulunmamaktadır. Bunun yerine bozukluğun semptomatik tedavisi ve davranışsal terapiler önerilmektedir. Zihinsel yetersizliği tedaviye yönelik bir ilaç bulunmasa da saldırganlık, huzursuzluk ve kendine zarar verici davranışların baskılanması amacıyla ilaç kullanılabilmektedir. Kişiye özgü planlanmalıdır. Aile merkezli bir müdahale plan oluşturmak, profesyonellerin planlı bir çalışma içinde bulunması, güçlü yönlerin ön plana çıkarılması, öz yeterliliğin güçlendirilmesi, bireyler arası değişikliğin göz önünde bulundurulması ve yaşıtların desteğini tedavide önemlidir.